Editör Halil Güler
Sessiz Çığlıklar: Çocuklarımıza ve Okullarımıza Sahip Çıkma Vakti
Son günlerde eğitim yuvalarımızdan yükselen feryatlar, toplum olarak hepimizin yüreğini derinden yaraladı. Henüz hayatının baharında aramızdan ayrılan gencecik yavrularımız ve ömrünü nesil yetiştirmeye adamış, eli öpülesi öğretmenlerimizin kaybı, sadece birer "asayiş haberi" değil; hepimiz için bir şapkayı önüne koyup düşünme vaktidir.Sadece Birer Öğrenci Değil, Birer Candan Bahsediyoruz Okul, sadece dört duvarı olan ve bilgi yüklenen bir mekan değildir. Okul; güvenin, huzurun ve geleceğin inşa edildiği bir yuvadır. Ancak son dönemde yaşanan üzücü olaylar gösteriyor ki, bu güven kalesinde çatlaklar oluşmaya başladı. Peki, nerede hata yapıyoruz? Neden evlatlarımız öfkeyle tanışıyor, neden şiddet çözüm yolu olarak görülüyor? Sevgili Anne ve Babalar; Çocuklarımızın çantalarına koyduğumuz kitaplar kadar, kalplerine koyduğumuz sevgi ve şefkat de onların yolunu aydınlatır. Onlarla kurduğumuz iletişim, sadece "Derslerin nasıl?" sorusuna sıkışmamalıdır. Bir çocuğun gözündeki durgunluğu, sesindeki titremeyi veya içindeki sessiz çığlığı fark etmek, ona verilebilecek en büyük mirastır.Duyarlılık, sadece olaylar yaşandıktan sonra üzülmek değildir. Duyarlılık;Çocuğun arkadaş çevresini takip etmek,Onun dijital dünyada nelerle meşgul olduğunu bilmek, Öfke kontrolü ve empati kurma becerilerini evde aşılamaktır. Öğretmenlerimize Vefa, Geleceğimize Sadakat Bir toplumu ayağa kaldıran da, yerle bir eden de eğitime verdiği değerdir. Görevi başında hayatını kaybeden öğretmenlerimiz, sadece bir mesleğin değil, bir idealin şehitleridir. Onlara karşı uygulanan her türlü şiddet, aslında toplumun kendi geleceğine indirdiği bir darbedir. Evlatlarımıza, öğretmene saygının sadece bir gelenek değil, uygar bir insan olmanın gereği olduğunu yeniden öğretmeliyiz.Gelin, El Birliği Yapalım Yaşanan bu acı olayların son bulması için sadece okul yönetimlerinden veya emniyet güçlerinden çözüm bekleyemeyiz. Çözüm evde başlar, sokakta devam eder, okulda pekişir. Birbirimize daha sıkı sarılmalı, çocuklarımızın sadece akademik başarısına değil, ruhsal huzuruna da odaklanmalıyız. Unutmayalım ki; bir çocuğu kurtarmak, bir dünyayı kurtarmaktır. Başka fidanların kırılmaması, başka öğretmenlerimizin yasının tutulmaması için bugün her zamankinden daha dikkatli, daha şefkatli ve daha duyarlı olmak zorundayız. Yitirdiğimiz canlara rahmet, kederli ailelerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyorum. Yarınlarımızın karanlıkta kalmaması dileğiyle...